Artikelen:
Geniet van Istanbul met Marc Guillet

Yasemin’le Dans

7 jul
2008
Door: Marc Guillet
Er zijn nog geen reacties

Bir ülkenin tarihini ve güncel durumunu öğrenmenin en heyecanlı yolu seyahat etmek ve aramaktır. Geçen hafta, ülkenin doğusunda bulunan ve Istanbul’dan iki saatlik bir uçuşla ulaşılabilen Van’a gittim.

Bu modern, gri, tozlu ve sürekli büyümekte olan şehirde en az 500,000 kişi yaşıyor; Şehir İran sınırı ve dünyanın en büyük sodalı gölü olan Van Gölü’nün kıyısında bulunuyor.

Gölün acı suyunda sadece bir tür balık yaşayabiliyor- inci kefali. Ancak aşırı ve yanlış avlanma pratikleri sebebiyle soyları tükenme tehlikesi altında. Neyse ki hala Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Su Ürünleri bölümünde tanıştığım Dr. Mustafa Sarı gibi işini bilen idealistler var. Sarı, Van Gölü kıyısında bulunan 35 köydeki birçok balıkçıyla beraber bir proje geliştirerek üreme döneminde balık avlanmasını yasaklanmasını sağlamış. Hep beraber çevrenin ve balık yaşamının sürdürülebilmesini sağlayacak koruyucu önlemleri uygulamaya başlamışlar.

Mimari olarak Van sıkıcı ve monoton bir şehir. Cumhuriyet’in kurulduğu 1920li yıllarda kelimenin tam anlamıyla yoktan var edilmiş. 1915 yılına kadar Van, kalenin çevresinde yaşayan 35,000 nüfusu ile bir Ermeni şehriydi. Şu an Ermenileri varlığını gösteren tek şey ise yıkıntı bir alan. Ayrılıkçı şiddetin sessiz izleri hala siyasi atmosferi zehirlemeye devam ediyor.

İstanbul’dan Van’a geldiğinizde tamamen farklı bir dünyayla karşılaşıyorsunuz. Sokaklarda, dükkanlarda ve evlerde Kürtçe konuşuluyor. Burada Türkler azınlıkta; onların da çoğu devlet tarafından gönderilmiş: memurlar, askerler, polisler, öğretmenler ve casuslar. Eğer seçme şansları olsaydı birçoğu hemen Türkiye’nin batısına geri dönerdi. “Çünkü burada gerçekten hiçbir şey yok” diye açıklıyor aralarından bir kişi.

Van’daki BM Mülteciler Ofisi’nin direktörü Xemil Shanu kendisini tekrar ziyaret ettiğim için memnun. İran, Irak ve Afganistan’dan gelen mültecilerle ilgilenen Arnavutluklu direktör “Burada akşamları bir bira içip muhabbet edebileceğim yabancı yok” diyor.

Türkiye’nin doğusundaki bu yoksul ve cansız şehirde insanlar ülkenin geri kalanının kendileriyle hiç ilgilenmediğinden şikayet ediyor. Bu konudaki izlenimim söylediklerinin abartılı olmadığı. Türkiye’nin başka hiçbir yerinde bu kadar fazla dilenci ve sokaklarda mendil satan, ayakkabı boyayan veya gelip geçeni tartarak para kazanmaya çalışan çocuk görmemiştim. İşsizlik neredeyse yüzde elli oranında. Organize Sanayi Bölgesi Başkanı Sinan Hakan “burada hiç yatırım yok. Tren yolu bağlantısı yok. İran sınırına çok yakın olsakta Ankara gümrük işlemlerini genişletip, ithalat ve ihracat konusundaki evrak işlerini buradan yönetmemize izin vermiyor” diyor.

Van’ı çok seviyorum, çünkü Fars, Kürt ve Türk kültürününü bir karışımı olan ünlü kahvaltılarında taze otlu peynirden, yoğurt, yumura, bal, zeytin ve karpuza kadar çok fazla seçenek var. Ayrıca kasapların büyük bıçaklarla koyun kafalarının derilerini yüzdüğü ve kulaklarını kestiği tarihi çarşısını da çok seviyorum. Burası, bindiğimiz minibüs şöförünün belinde silah taşıdığı ve yolculuk boyunca köylerden gönderilen her türlü malı –kafası kesilmiş bir koyun da dahil- insanların evine kadar bıraktığı egzotik bir yer.

İnsanların hala doğayla uyum içinde yaşadığı, her zaman hoş karşılandığınız ve çay veya yemeğe davet edildiğiniz, düğün hazırlığı için bir dananın kesilmesine bütün kardeşlerin hep beraber yardım ettiği Van Gölü’nün kıyısındaki köyleri de çok seviyorum. Benim gibi beklenmeyen misafirlere gösterdikleri sıcak konukseverlik ve tören ve kutlamalarındaki coşkudan çok keyif alıyorum.

Tıpkı yakışıklı bir Türk polisi olan hayatının aşkı Timur’un kollarında mutluluktan ışık saçan Kürt gelin Yasemin’in düğününde olduğu gibi.

Düğün salonu rengarenk başörtüleri takan kadınlarla dolu. Birçoğu oturmayı ve izlemeyi tercih ediyor. Onların kızları, başları açık kadınlar ve erkekler dans ediyor; kimi zaman ayrı ayrı, kimi zaman hep beraber. Kürt kökenli bir il meclisi üyesi gazeteci olduğumu öğrenince hemen AB’nin Kürtlerin kültürel hakları konusundaki desteğinin yetersizliğinden şikayet etmeye başlıyor. “belki” diyerek sorusunu geçiştiriyorum. Bu gece politika konuşma havamda değilim. Bu gece sadece Kürt müziğinin heyecan verici ritmlerinde güzel Yasemin ile dansetmenin keyfini çıkarmak istiyorum.

Reageren




*

Dordtse Deniz mag al een jaar Turkije niet uit: ‘Ik hoop op vrijspraak’

Duizenden Turken beboet voor roken in auto, maar aantal rokers neemt nauwelijks af

Horendol van ongevraagde verkooptelefoontjes

Animo mkb-ondernemers voor Turkije daalt dramatisch